Kısa Kısa

Fark ettim ki çok uzun zaman olmuş (neredeyse 3 yıl) kısa kısa yazılar yazmayalı. Kısa kısa çok düşündüm ama bir türlü yazıya dökememişim. Kimi zaman da başka kanallarda gidermişim bu ihtiyacımı. Kişisel blog dediğin canından bir parça gibi, yeri bambaşka

Devamını Oku

Kendimi, beni takip eden insanlara karşı sorumlu hissediyorum. Uzun zaman yazmayınca da kendime kızıyor, ödevini yapmamış bir çocuk gibi bloguma girdiğimde mahcup oluyorum. 

Madem şu anda bana bakıyorsun, hayatımız birleşti o zaman. Ben kimin hayatına adım atarsam vardır elbet bir sebebi diye düşünürüm.Dünya, denilen kadar büyük değil ne de olsa. Bu akşam bu güzel paragrafa rastladım güzel bir insanın blogunda. “Dünya” dedim, “Hâlâ

Devamını Oku

Uzun zamandan beri kendime blog yazacak zamanı ayıramamıştım. Bunu yapmanın bir nevi detoks olduğu çıkmış aklımdan. Yazdıktan sonra fark ediyorum büyük bir yük kalktığını üzerimden.

Bu aralar çok sık kullandığım 2 masaüstü görseli var. Birisinde diyor ki: “Don’t be the same, be better!” Diğer görsel de şu:

Bugüne kadar hiçbir şeyi kusursuz istemedim. Bundan sonra da istemem inşallah ama anlamadığım şey şu: Kusursuzu istemediğim halde, istediğim şeyi elde edemiyorum. Aza yetinebiliyorum ama elde edemiyorum. Neden?

Gece gece aklıma en sevdiğim kitaplar listesinde ilk 3’te olan bir kitabın en ilgimi çeken kısımlarından birisi geldi.

Masada boş insanları tartışıldığında sıkılıyorum. Muhabbet dediğin kaliteli içerikli olur. “Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor.” derken Hümeyra, acaba en çok kime acıdı canı? Merak ediyorum.

Pazarları sevmem. Çünkü bana kışın güneşli havada gürül gürül yanan bir odun sobasını ve duman altı olmuş bir salonu hatırlatır. Ürkerim. Yaklaşık 2 haftadır kendimi geri çektim.

Kitaplar ve filmler insanların hayatlarına çok değerli tecrübeler katabiliyor. Kitabı ya da filmi güzel kılan bu aslında.