Geçenlerde bir video izledim. Videoda şu anda hatrı sayılır bir biçimde, kişisel gelişim üzerine Türkiye’de adı geçen bir isim bir hikaye anlattı. Hikaye Stanford Üniversitesi’nin kuruluşunu anlatıyordu:

İki evli çift son derece paspal kıyafetlerle Harvard’a geliyorlar ve dekanla görüşmek istiyorlar. Dekan sekreteri çiftin giyimine bakarak onları içeriye pek de almak istemiyor ancak durumu dekana iletiyor. Dekan da onları bekletmelerini, nasılsa gideceklerini söylüyor. Çift ısrarla bekliyor ve sekreter de dekana birkaç dakika görüşmesi için ricada bulunuyor. Çift içeriye girdiğinde dekan suratlarına bile bakmıyor ve çift anlatmaya başlıyor: “Oğlumuz geçen yıl buradan mezun oldu ve kendisini bir kazada kaybettik. En güzel günlerinin burada geçtiğini söylerdi. Biz de onun adına bir heykel ya da bir anıt yaptırmak istiyoruz. Dekan parlayarak: “Buradaki bir bölümün bile eğitiminin bütçesi şu kadar milyon dolarken siz bahçemize nasıl anıt yaptırabilirsiniz?” diyerek aşağılıyor çifti. Adam kadına dönerek; “Bölümün maliyeti o kadar mı? Neden o zaman oğlumuzun adına üniversite açmıyoruz? diyerek dekanı şaşırtır. Daha sonra da Stanford Üniversitesi doğar.

Bu hikayeyi duyduktan sonra aklıma çok takıldı. Bu ne güzel bir hikayedir, bu nasıl bir misyondur. Ama işte her şey sandığımız gibi olamayabiliyormuş demek ki. Bu hikaye sadece bir şehir efsanesiymiş. Çok üzüldüm bunu öğrenince ama yapacak bir şey yok…

Ancak yine de kurucusu Leland Stanford’un bu sözü çok etkileyici: “Kaliforniya’nın çocukları, bizim çocuklarımız olacaklardır.”

Bu hikayenin şehir efsanesi olduğu kanıtı da tabi ki Stanford’un sitesinden yine:http://www.stanford.edu/about/history/