Berkan

2012 benim için çok ama çok ilginç bir yıl oldu. Bir sürü yeni insan tanıdım ve bir sürü insan çıkardım hayatımdan. Hayatıma aldıklarım için de çıkardıklarım için de hiç pişman değilim.

Bu aralar çok sık kullandığım 2 masaüstü görseli var. Birisinde diyor ki: “Don’t be the same, be better!” Diğer görsel de şu:

Bugüne kadar hiçbir şeyi kusursuz istemedim. Bundan sonra da istemem inşallah ama anlamadığım şey şu: Kusursuzu istemediğim halde, istediğim şeyi elde edemiyorum. Aza yetinebiliyorum ama elde edemiyorum. Neden?

Gece gece aklıma en sevdiğim kitaplar listesinde ilk 3’te olan bir kitabın en ilgimi çeken kısımlarından birisi geldi.

Daha önce birçok start-up ‘ın içerisinde yer aldım. Bu start-upların başarılı olmasını ya da başarısız olmasını yakından gözlemledim ve belleğime neyin doğru neyin yanlış olduğunu kazıdım. Bir gün lazım olur diye…

Masada boş insanları tartışıldığında sıkılıyorum. Muhabbet dediğin kaliteli içerikli olur. “Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor.” derken Hümeyra, acaba en çok kime acıdı canı? Merak ediyorum.

Pazarları sevmem. Çünkü bana kışın güneşli havada gürül gürül yanan bir odun sobasını ve duman altı olmuş bir salonu hatırlatır. Ürkerim. Yaklaşık 2 haftadır kendimi geri çektim.

Kitaplar ve filmler insanların hayatlarına çok değerli tecrübeler katabiliyor. Kitabı ya da filmi güzel kılan bu aslında.

Bugünün hangi gün olduğunu bilmemek, yaptığınız işi ne denli çok sevdiğinizin bir derecelendirmesidir bana göre.  Kısa hayatımda öğrendiğim bir şey var: Müşterisine yüzü asık adam para kazanamaz, kazansa bereketi olmaz, devamı gelmez o paranın. Karşıdakine gülümsemek, bir insanlık görevidir.

Bencillikten yakınıyoruz ama, seven insan nasıl bencil olabilir bunu sorgulamayı da ihmal etmiyoruz. En azından ben kendi adıma etmiyorum. Toplum olarak yaşamanın belli kuralları var. Bu kurallara uymamak özgürlük demek değil. Karar aldığımızı sanıyoruz ama bu bazen kafamızı kuma gömmekten

Devamını Oku