Türk genci, 12 Eylül darbesinden sonra apolitize edilmiş, etkisizleştirilmiş ve robotlaştırılmıştır. İlkokula 12 Eylül 1980’den sonra başlayan herkes için Kenan Evren‘in piçi desek sanırım çok da yanlış olmaz. Eteğini dış dünyaya açan Türkiye, hiç kuşkusuz iştah kabartmıştı ve bu kabulleniş ile büyütülmeye çalışılan bir nesil geliyordu. Ben de öyle büyüdüm. Öğretmen beyaz tebeşiri gösterip, “Bu siyah değil mi çocuklar?” dediğinde, öne atlayan bir fırlamayı takip edip ben de “Eveeeeeeeeeeeeet” diye bağırdım. Çünkü bize öğretilen buydu. 12 Eylül’de canı çok yanan, can yakılmasına şahit olan insanlar da evlatlarını “Aman ha!” diye yetiştiriyorlardı. Hatta babam 2006 yılında bile “Aman oğlum okulda saçını falan uzatma, polis alır götürür.” diyordu. Çantamda Yılmaz Güney‘in kitaplarını gören annem de “Hiii, çıkar çıkar şunları.” diyerek korkularının hala geçmediğini kanıtlıyordu.

12 Eylül’den sonra apolitize edilen Türk gençliği 2000’li yılların başında apolitize olmakla suçlanıyordu. Bu tezatlık çoğu kimsenin gözüne gelmemişti aslında. Sistemin yarattığı sonuca sistemi eleştirenler baskın çıkamamış, suçu en kolay ezilebilecek kesime atmışlardı. Nasılsa öğrenciler ateşliydi, hırslılardı ve zehir gibi çalışan bir beyinleri vardı. Her yaptıkları ile gazete ve televizyonlara haber olabilirlerdi. Hatta kendi yarattıkları apolitize gençliği bile saatlerce Siyaset Meydanı‘nda, Teke Tek‘te, 32. Gün‘de tartışmaktan çekinmediler, utanmadılar. Temmuz 2009’da harç zamlarını protesto etmek için Beşiktaş Meydanı‘nda toplandığımızda 3-4 gazeteci ancak vardı etrafımızda. Bütün zamanımızı o eyleme ayırmıştık. O dönemdeki ilk harç zammına karşı yapılan eylemdi ve basın çok da ilgi göstermemişti. Bizden sonra yapılan eylemler şiddetli ve kanlı olunca daha cazip geldi ve küçük bir grubun yaptığı 50 kişilik eyleme bile 50 gazeteci gelmişti… Gazeticiler de kanı seviyor, kanla besleniyor sanırım.

Yazının konusu Türk genci ve yeni medya aslında ama yukarıdaki girişi yapmak zorunda hissettim kendimi. Bazı şeyleri kısaca özetlemek gerek.

Apolitize edilen Türk gençliği, ayaklarına gelen fırsatı iyi değerlendiriyor. 2005’ten bu yana Türkiye’de büyük bir yükseliş gösteren internet teknolojisi, gençleri bütün dünya ile aracısız buluşturuyor ve fikirlerini özgürce söyleme imkanı veriyor. Gençler artık Facebook üzerinden buluşup eylem ve gösteri düzenleyebiliyor. Twitter üzerinden siyasetçileri kimlikleri açık bir şekilde eleştirebiliyor ve hiç değilse Facebok üzerinde hazır bağlantıları paylaşarak tepkisini ve görüşünü dile getiriyor.

Televizyonlarla bilgi özgürlüğü kısıtlanan, hatta çok fazla izleme seçeneği sunmadan, ona verileni izlemeye mahkum edilen gençler, internetle beraber bilgi özgürlüğüne kavuştu. Forumlar, mail grupları, bloglar, sözlükler ve sosyal ağlar ile büyük gelişme kaydeden bu durum, gençlerin kabuk değiştirmesini sağladı. Bu güzelliğin bilinçli bir şekilde kullanılmasıyla beraber Türk gençliğinin daha politik yaklaşımları göstereceğine inanıyorum.