Hayatım boyunca hep rutin yaşamaktan korktum. Bu yüzden de aile arasında “devlette çalışmak” olarak bilinen memuriyet zihninden hep uzak durmaya çalıştım. Çünkü her gün aynı şeyleri yapmak, aynı saatte işe başlayıp aynı saatte bırakmak, her gün bir kasabın dükkanını kapatışına denk gelecek olmak beni korkuttu.

Çalışmaya başladığım ve “Yeni Dünya”nın içinde olan sektörde zaman ve mekandan bağımsız olarak çalışabiliyor, gerekirse toplantı bile gerçekleştirebiliyorum. Durumun böyle olması benim herhangi bir mesai kavramına körü körüne takılmamamı sağlıyor ancak bu her zaman da düzgün çalışan bir çark olmayabiliyor.

Bizler için bazı günler yoğun geçer ama biz o günlerin hangileri olduğunu hiç bilemeyiz. Her ne kadar programlı da olsak, hızlı iş yapabildiğimiz kadar, aniden çıkan sorunlarla da karşılaşabiliriz ve bu bize garip gelmez. Ancak her daim zırhımızın üzerimizde olduğu anlamına gelir. Çünkü sürekli olarak defans yapmak gerekir ani yoğunluklardan başarıyla çıkmak için.

ayder

Büyükşehirlerde yaşayanlar için de bu böyle. Her an tetikte olmak gerekir çünkü özellikle İstanbul’da o kadar kolay ölürsün ki insanları inandırmak uzun süreler alır.

Bir arkadaşım “Çarşamba günlerim çok yoğun geçiyor” dedi. Her hafta çarşamba gününün yoğun geçtiğini bilerek, salı gününden kendi guardını alıyor. Çarşamba günlerinin ne kadar zor olduğunu bilerek bütün fiziksel ve mental savunmasını ona göre yapıyor. Rize’de şehirden biraz uzak, mütevazı bir hayatı var.

Bense rutinin uzağında bir şehirde her an savunma halinde yaşıyorum. Daha stresli ve daha yorucu.

Ve işin garibi rutini özlüyorum.