Sosyal Medya son zamanlarda çok fazla programa konu olmaya başladı. Bu akşam da Okan Bayülgen’in programında da konu yine Sosyal Medya idi. Konuklar arasında çok saygı duyduğum hocam İsmail Hakkı Polat, Erdil Yaşaroğlu, bazı akademisyenler ve internet kullanıcıları vardı. Konu her zamanki gibi dönüp dolaşıp Sosyal Medya’nın zararlı olup olmadığına, bağımlılık yaratıp yaratmadığına geldi.

Kadın konuklardan birisi aslında beni sinirlendiren şeyler söylüyordu. Sürekli internetin olumsuzluklarını vurgulamaya çalışıyor ve asosyalleştirdiğini iddia ediyordu. Gergin bir yüz ifadesi olduğunu gördüm açıkçası.

İnternetin bu kadar tepki görmesi, sanallıkla suçlanması bana göre çok ağır olan şeyler. Artık Sosyal Medya ile herkes köşe yazarı, herkes söz sahibi olabiliyor. Bunu sadece Facebook ve Twitter ile sınırlandırmak da yanlış aslında. Bloglar da bu konuda büyük söz sahipleri. İnsanların her şeyi özgürce söyleyebiliyor olması ve yazıya döktükleri fikirlerini Sosyal Medya aracılığıyla pazarlayabiliyor olması ve bunun da herkes tarafından okunabiliyor olması, bana göre bazı insanları rahatsız ediyor.

Peki kim bu insanlar?

Fikrimce, bu insanların bazıları gazeteciler. Neden mi? Çünkü artık herkes gazeteci! Nasıl? Twitter ile! Herkes, Sosyal Medya’dan ya da televizyondan duyduğu bir haberi, anında Twitter ile Sosyal Medya havuzuna atıyor. Gazeteciler, ertesi gün gazeteden ya da birazdan editörün onayından geçtikten sonra internet sitelerinden resmi olarak duyurabilecekleri bir haberi, sıradan bir Twitter kullanıcısı anında bütün dünyaya ulaştırabiliyor. Yani birilerini rahatsız ediyor… 

Bir diğer topluluk ise akademisyenler. Artık bilgiye ulaşmak çok kolay. “Yaşlı” akademisyenler, hala bilginin kütüphanelerden ulaşıldığında daha değerli olduğunu savunuyorlar. Ancak bilmiyorlar ki iş kişide bitiyor. Bilgiye ne şekilde olursa olsun ulaşan insan, onu mıuhafaza etmek istiyorsa zaten edecektir. Onun kıymetini bilmek istedikten sonra zaten bilecektir. Bu kişisel bir tercihtir. Bağdat’taki kütüphaneden de alsa bu değişmeyecektir. Artık istediği her şeye kolayca ulaşabilen insanların, akademisyenlere bazı konularda çok da ihtiyacı yok. Akademisyenler de popülaritelerinin bu denli düşmesini istemeyecek kadar yüksek egoya sahip insanlar olabiliyorlar. Saygınlıklarını kaybetmekten korkuyorlar bir anlamda.

Daha önceden de bu konuyla iliştirdiğim siyasi boyutu var işin. 12 Eylül’den itibaren apolitize* edilmek istenen Türk gencinin birden bire kendini bulması ve sıçrama yapması, çok da istenen bir şey olmayabilir. Sonuçta hiçbir hükümet, kendisine karşı yükselen, yüksek desibele sahip bir ses istemez.

Sosyal Medya ve İnternet, kitleleri bir araya getiren birer araçtır. Sadece kitleleri bir araya getirmek değil, ticaretinizi, fikrinizi ve yazılarınızı pazarlamanız açısından çok ama çok önemli bir araç. Elbette herkesin doğru kullanmasını bekleyemezsiniz. Dilerim, özgürce artar kullanımı.

 

(*): apolitize yerine asimile kelimesini kullanmıştım. Ancak a305teyim.com’dan attis isimli arkadaş uyardı ve düzeltiyorum.