Candan Erçetin bu şarkıyı o kadar hoş ve içten söylüyor ki insan kendini kaderin kollarına bırakacakmış gibi oluyor. Öyle yapmıyoruz elbette 🙂 Ben hala kaderi ve bizim elimizde olan kararları anlayamamış birisi olarak bu ikileme çok düşmekteyim. Bu ikilemden bahsetmeyeceğim elbette ancak bazı garip şeyler de yaşamıyor değilim.

Geçen pazar, tatilimin son gününde, akşam misafir gelecek diye alışverişe gitmek için yola koyuldum babamla. Onu da yol üstünde bir yere bırakacaktım. Onu bıraktıktan sonra bir kavşağa geldim. Kavşaktan sağa dönsem çarşıdan, düz devam etsem ana caddeden gidecektim. Düşündüm, hatta yolun ortasında durdum resmen ve düz gitmeye karar verdim. Bu karardan sonra, alışılanın aksine acele etmedim. Aslında yetişmem gereken bir yer vardı ve hızlı olmak zorundaydım. Yol boş olmasına rağmen yavaş hareketlerle ilerledim. Biraz daha ilerlediğimde bir kavşağa daha geldim ve bu ışıklı bir kavşaktı. Yeşil ışık yanıp sönüyordu ancak yaşlı bir adam da yol ortasında karşıya geçmeye çalışıyordu. Normalde acele edip o yeşile yetişip geçen birisiyim ama bu sefer yapmadım. Yaşlı adamı da riske atmamak için durdum. Bu sırada ne olduğunu anlamadığım bir şekilde arkadan birisi çarptı bana. Öyle ki arabam 10 metre falan ileriye fırladı. Hayatımda yaptığım ilk kazaydı ve ne yapacağımı bilemedim.

Kadere karşı gelmeye direndim, çok düşündüm, hiç yapmadığım şeyleri  yaptım ve sonunda kadere boyun eğdim. Ne yapabilirdim ki başka? Elimden gelen buydu… Ben oynadım, kader yönetti. O gün evden 5 dakika geç çıkmış olsam, kavşaktan sağa dönmüş olsam, yavaş yavaş gideceğime normal hızımda gitsem, yeşil ışıkta geçme şansım varken geçmiş olsam bu kaza başıma gelmeyecekti. Dedim ya, yapmadığım şeyleri yaptım ve kendimi bile bile kaderin kucağına attım…

Ben oynadım, kader güldü.