Hayat, özellikle Türkiye’de, olduğundan fazla stresli ve zor. Hele ki İstanbul’da. Bu stresin ve zorluğun altından kalkabilmek cidden büyük başarı. Geçenlerde bunu düşünürken aklıma şu geldi: 

Çalıştığımız ayın parasını kazanırken, oturacağımız ayın kirasını ödüyoruz evimize.

Bu cidden sorgulanması gereken bir konu gibi geldi bana. Sistem bizim çalışacağımızdan emin değil ancak evde oturacağımızdan emin. Bir an için hayatta ailenizin olmadığını ve tamamen yalnız başınıza olduğunuzu düşünün. Üniversiteden mezun oldunuz ve yeni bir hayat kurmanız gerekiyor. Cebinizde 5 paranız yok. Kalacak yeriniz yok. Sadece diplomanız ve başlamak üzere olduğunuz bir iş var. Bir ev tutmanız, eşya almanız gerekiyor. Emlakçı, ilk kira ve depozito derken zaten 3 kira bedeli kadar borçlanıyorsunuz. Bu sırada imdadınıza bankalar yetişiyor ve sistemin içine girmiş oluyorsunuz. Yani eğer şanslı birisi değilseniz işiniz çok zor, hayata borçlu devam ediyorsunuz. 

1-0-yenik-baslamak

Ev konusunda da zıtlıklar var. İstanbul için konuşmak gerekirse, iş yoğunluğu genellikle Mecidiyeköy, Şişli, Levent ve Maslak çevresinde. Eğer servisi olan bir işte çalışmıyorsanız işe toplu taşıma ile gideceksiniz demektir. Yani İstanbul için kalitesiz olan bir ulaşım yöntemiyle (metrobüs ve otobüsler için konuşuyorum). Çalıştığınız yere yakın olan evler genellikle pahalı olur. Kira bedelleri normalin üzerindedir. Siz de uygun fiyatlı, kalabalıktan uzak ve daha rahat bir ev için (rahattan kasıt geniş alanlara sahip ve sosyal imkanları içinde barından site tarzı evler) merkezden uzak yerler tercih edersiniz. Rahat bir toplu taşıma imkanınız olmadığı için bir yerden sonra araba ile işe gitmek istersiniz. Yani rahat bir ev için merkezden ve işinizden uzak bir yeri tercih ederken, yine rahat ulaşım için özel araç tercih etmeniz gerekmektedir. Kısacası, rahatlığınız için birçok maddi yükün altına girmeniz gerekmekte. 

Ben sadece bir ön giriş yapmak istedim. Herkes kendi hayatına göre sorgulasın, kendi standartlarına göre yorum yapsın istedim. Maddi ve manevi olarak bu kadar kısır bir döngünün içine girmeye ne gerek var bunu sorgulamak istedim. Hadi bu kadar kısır döngünün içine girdik, peki bunu yaparken sinirlerimizi yıpratmanın, kafamıza bu kadar detayları takmanın bize ne faydası var? Zaten gündemi yoğun olan bir ülkede yeterince başka şeye kafa patlatıyoruz, bir de bu şekilde yaşamak bizi daha çok yıpratmaz mı? 

Merak ediyorum. Bu kısır döngüye bu denli katlanmamızın sebebi başarı olmak için gösterilen egosal çaba mı yoksa gerçekten de dünyaya bir şeyler katma isteği mi?