Yıl dönümleri ne kadar da garip. Birçoğumuzun aklına hep mutlu anlar gelir. Doğumlar, evlilik tarihleri hep baş köşededir. Bir de madalyonun öteki yüzü var halbuki.

2 yıl önce bugün babamı kaybetmiştik. Baba dediğin, nasıl ağır, nasıl taşıması zor bir kelime. Çok ağır bir yük. O yüzden ki evin direği diyorlar babaya. 

Ne zaman nerede bir baba ölse, ne zaman bir babanın canı yansa, sanki benim de canım yanıyor gibi. 

Nerede bir baba ölse, ben üzülürüm. Sanırım M. Ali Birand’a da bu yüzden çok üzüldüm. 

Babalar ve oğullar arasında geçen şey genel olarak şu olsa gerek:

“Neyse, çok düşündüm ve hayatımı senin üstünden ikiye ayırmam gerektiğini anladım. 1-Sana benzemekten ölesiye korktuğum dönem. 2-Senin kopyan olduğumu anlayıp, bununla başa çıkmaya çalıştığım dönem.”

Ne zaman dinlesem babamı hatırlatan bir şarkı, bir türkü…

Birincisi Neşet Baba’dan. Mekanı cennet olsun onun da. http://fizy.com/s/12a0ts

İkincisi de Feridun Düzağaç’tan. http://fizy.com/s/1ahtrd

100 yaşında da ölsen, her ölüm erken ölüm..

İnsan öyle bakakalıyor…

Öyle işte.