Kısa Kısa - 28
Fark ettim ki çok uzun zaman olmuş (neredeyse 3 yıl) kısa kısa yazılar yazmayalı. Kısa kısa çok düşündüm ama bir türlü yazıya dökememişim. Kimi zaman da başka kanallarda gidermişim bu ihtiyacımı. Kişisel blog dediğin can
28 yazı
Fark ettim ki çok uzun zaman olmuş (neredeyse 3 yıl) kısa kısa yazılar yazmayalı. Kısa kısa çok düşündüm ama bir türlü yazıya dökememişim. Kimi zaman da başka kanallarda gidermişim bu ihtiyacımı. Kişisel blog dediğin can
Kendimi, beni takip eden insanlara karşı sorumlu hissediyorum. Uzun zaman yazmayınca da kendime kızıyor, ödevini yapmamış bir çocuk gibi bloguma girdiğimde mahcup oluyorum.
Madem şu anda bana bakıyorsun, hayatımız birleşti o zaman. Ben kimin hayatına adım atarsam vardır elbet bir sebebi diye düşünürüm.Dünya, denilen kadar büyük değil ne de olsa.
Uzun zamandan beri kendime blog yazacak zamanı ayıramamıştım. Bunu yapmanın bir nevi detoks olduğu çıkmış aklımdan. Yazdıktan sonra fark ediyorum büyük bir yük kalktığını üzerimden.
Bu aralar çok sık kullandığım 2 masaüstü görseli var. Birisinde diyor ki:
Bugüne kadar hiçbir şeyi kusursuz istemedim. Bundan sonra da istemem inşallah ama anlamadığım şey şu: Kusursuzu istemediğim halde, istediğim şeyi elde edemiyorum. Aza yetinebiliyorum ama elde edemiyorum. Neden?
Gece gece aklıma en sevdiğim kitaplar listesinde ilk 3'te olan bir kitabın en ilgimi çeken kısımlarından birisi geldi.
Masada boş insanları tartışıldığında sıkılıyorum. Muhabbet dediğin kaliteli içerikli olur.
Pazarları sevmem. Çünkü bana kışın güneşli havada gürül gürül yanan bir odun sobasını ve duman altı olmuş bir salonu hatırlatır. Ürkerim.
Kitaplar ve filmler insanların hayatlarına çok değerli tecrübeler katabiliyor. Kitabı ya da filmi güzel kılan bu aslında.
"Hepimize hayatın bir çocuk oyuncağı olmadığı söylenir. Ne zaman söyleneceği meçhul. Kimimize 18 yaşında, kimimize 40 yaşında. Ama bir gün muhakkak söylenir." - Moneyball filminden.
İnsan zamanını aldığı kişiye saygı göstermeli.
Avrupa Yakası'ndan ciddi anlamda soğumaya başladım. İnsanlar artık fazlasıyla itici geliyor.
Kırılgan olmak alışkanlık haline geldiğinde insanlara duyulan güven azalıyor.
Son zamanlarda kendimi eskiye göre daha bir olgunlaşmış hissediyorum. Bu aralar, bunun sebeplerini araştırıyorum.
Cocuklar ilkokulda haftasonu tatillerine o kadar cok alisiyorlar ki buyuduklerinde pazartesi sendromu yasamalari cok normal.
Bugünün hangi gün olduğunu bilmemek, yaptığınız işi ne denli çok sevdiğinizin bir derecelendirmesidir bana göre.
Bazı günler vardır, hiç gelmesin istersin. O günler geceye hiç bağlanmasın. Bazı saatler gelmemeli ve bazı günler yaşanmamalıdır.
"Vakit varken tomucukları topla. Zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir."
"Bundan yirmi yıl sonra yapmadığınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Demir alın ve güvenli limanlardan çıkın artık... Rüzgarları arkanıza alın, araştırın, hayal edin ve keşfedin." Mark
Kendi haftasonumun güzel başlamadığı zamanlarda, sevdiğim ya da tanımadığım insanların günlerine küçük katkılar yapıyorum aydınlanması için. Mesela hiç beklemeyen birine, "Günaydın" diyorum. Günü ile ilgili temennilerimi
Hayat her gün yeni bir şeyler öğretiyor. Ben de bu aralar eskiye göre daha iyi piştiğimi düşünüyorum. Bunun sebebi de az çok biliniyor zaten.
Kimileri için bir söze karşılık verdikleri gülüş sıradan bir şeydir ama o gülüşü gören için dünyalar değişir. Gülümsemek; herkese.
"Bana iş teklifi geldi." dendiği zaman, o işi teklif gelenden başkası yapamazmış gibi geliyor bana.
"İlerlemeden önce, geçmişini arkana al." Forrest Gump
Bazı kararları tek başına vernek gerekir. İsterse çok uzun zaman alsın, o sorumluluk tamamen size ait olmalı.
Bencillikten yakınıyoruz ama, seven insan nasıl bencil olabilir bunu sorgulamayı da ihmal etmiyoruz. En azından ben kendi adıma etmiyorum.
Otobüste ya da metroda yanımızda oturan ya da karşıda oturup da "etrafa boş boş bakıyor" dediğimiz insanlar vardır ya hani. Belki de onların bilmediğimiz ne dertleri vardır diye düşünmeye başladım. Öğrendim insanları anl